GOYNEM KASABASI – BEYSEHiR

Bismillahirrahmanirrahim

Eylül, 2007 için Arşiv

tüp bebek için yapılacak iğneler orucumu bozarmı? jinekolojik muayene kadın doktor tarafından yapılırsa orucu bozarmı? Sprey, göz-burun- kulak damlası, endoskopi, ultrason, anestezi, fitil, lavman, iğne, serum, kan vermek, diyaliz, anjiyo, biyopsi, merhem, ilaç , jinekolojik muayene gibi tedavi yöntemleri orucu bozar mı?

Yazan: goynemli Eylül 30, 2007

 

Soru


tüp bebek için yapılacak iğneler orucumu bozarmı? jinekolojik muayene kadın doktor tarafından yapılırsa orucu bozarmı? Sprey, göz-burun- kulak damlası, endoskopi, ultrason, anestezi, fitil, lavman, iğne, serum, kan vermek, diyaliz, anjiyo, biyopsi, merhem, ilaç , jinekolojik muayene gibi tedavi yöntemleri orucu bozar mı?

Cevap

Gene kural ve kesin hüküm olarak hastanın vücuduna direnç sağlamak için bir gıdayı serum yoluyla enjekte etmek orucu bozar. Ağrıyı kesmek veya zorunlu tedavi maksadıyla yapılan enjeksiyon da, İmam Azama göre orucu bozar. Fakat, İmam Ebu Yusuf, İmam Muhammed ve diğer mezhep imamlarına göre bozmaz. İhtiyata uygun olan bu tür tedavileri gece yapmaktır. Bununla beraber gündüz yapılması gereken muayene ve tedaviler için bu ruhsattan istifade edilebilir. Jinekolojik muayeneden dolayı oruç bozulmaz.Diyanet İşleri Başkanlığının Orucu Bozan ve Bozmayan Muayene ve Tedavi Yöntemleri hakkında vardığı sonuçlar:Din İşleri Yüksek Kurulu, 22/09/2005 tarihinde Kurul Başkanı Vekili Prof. Dr. M. Saim YEPREM’in başkanlığında toplandı.

Dini Soruları Cevaplandırma Komisyonunca hazırlanan “Orucu Bozan ve Bozmayan Muayene ve Tedavi Yöntemleri” konusu görüşüldü. Yapılan müzakereler sonucunda;

Birçok kişi, çeşitli sağlık problemleri nedeniyle tedavi görmektedir. Günümüzde Hz. Peygamber döneminde bulunmayan pek çok muayene ve tedavi yöntemleri ortaya çıkmıştır. Tedavi gören hastalardan bir kısmı, tedavi görürken oruç tutmayı da arzulamaktadırlar. Ancak, bu tedavi ve muyane yöntemlerinin oruçlarına zarar verip vermeyeceği konusunda tereddüde düşmekte ve bu konuda Başkanlığımızdan bilgi istemektedirler.

İslâm’ın beş temel esasından biri olan oruç, ayet ve hadislerdeki tanımına göre, fecr-i sâdıktan güneşin batmasına kadar yemekten, içmekten ve cinsî münasebetten uzak durarak ifa edilen bir ibadettir. Kur’an-ı Kerim’de, “Oruç gecesinde kadınlarınızla birleşmek size helâl kılındı (…) Sabahın beyaz ipliği (aydınlığı), siyah ipliğinden (karanlığından) ayırt edilinceye kadar yeyin, için, sonra akşama kadar orucu tamamlayın.” buyurulmaktadır (Bakara 2/187). Hz. Peygamber de; “İnsanın oruç dışındaki bütün ameli on mislinden yediyüz misline kadar mükafatlandırılır. Ancak oruç konusunda Yüce Allah, ‘Oruç benim içindir, mükafâtını da ben vereceğim. Kulum benim için yemesini, içmesini ve cinsel arzularını terk etmiştir.’ buyurur” demiştir (Müslim, Sıyam, 30, H.No: 1151). Buna göre oruç, ibadet niyetiyle yemekten, içmekten ve cinsî münasebetten uzak durmaktan ibarettir ve bunlardan birinin yapılmasıyla oruç bozulur. Bu konuda bütün İslâm bilginleri görüş birliği içindedir. Yemek, içmek ve cinsî münasebet dışındaki konular ise, bunlara kıyaslanarak veya “sıyam” kelimesindeki imsak anlamından hareketle müçtehitler tarafından hükme bağlandığı için, bu konularda görüş ayrılığına düşmüşlerdir; birçok İslâm bilgini, orucu bozan şeyleri genişletirken, bir kısmı da, sadece ayet ve hadisteki orucun anlamından hareketle, bunları dar tutmuştur.

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, FETVALAR, FIKIH, GENEL, GÜNCEL, Gündem, ORUC, RAMAZAN-I ŞERİF, SORU ve CEVAPLAR, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;

Sahura Kalkmak

Yazan: goynemli Eylül 30, 2007

 

Sahura Kalkmak

Oruç tutacak kişinin sahura kalkması, birşeyler atıştırması ve sahuru münasip bir vakte kadar tehir etmesi müstehaptır…

Efendimiz sav sahur yemeği yiyiniz, sahur yemeğinde bereket vardır buyurmaktadır…

Yine Efendimiz ” sahur yemeği yemek berekettir, bir yudum su ile de olsa onu terketmeyiniz… Sahur yemeği yiyenleri Allahü Teala mağfiret eder… melekler de onlar için istiğfar ederler ” buyurmuştur…
 

yine efendimiz” bizim orucumuzla ehli kitabın orucu arasındaki fark sahur yemeğidir” buyurmuştur…

velhasılı kelam sahura kalkmaya gayret edelim… feyzinden bereketinden istifade edelim… Yinede kalkamayanlar olursa oruçlarını kalkmadan tutarlar…

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, FETVALAR, FIKIH, GENEL, GÜNCEL, Gündem, ORUC, RAMAZAN-I ŞERİF | » yorum bırak;

Cimriligin Cømertligi

Yazan: goynemli Eylül 30, 2007

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, GENEL, GÜNCEL, Gündem, MUHABBET, MiZAH, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, İLGİNÇ | » yorum bırak;

Sadaka-i Fitir

Yazan: goynemli Eylül 28, 2007

 

Sadaka-i Fitir


Ramazan bayramı sadakası. Buna zekatul-fıtır veya yalnız fıtır da denir. Yaratılış şükranesi olmak üzere sevap kazanmak kasdiyle verilir. Fıtır sadakası Hicret’in ikinci senesinde zekat farz olmadan önce vacib olmuştur. Hür müslüman ve asıl ihtiyacından fazla nisap miktarı bir mala sahip olan kişilerin vermesi gerekir.

Akıl ve büluğ şart değildir. Akıl hastalarının ve delilerin velileri onların mallarından fıtır sadakası verirler. Ramazanda oruç tutmamış olanlar da fıtır sadakası verirler.

Sadaka-i fıtrın edasının vakti, bayram sabahıdır. O günden önce ölen ve zengin iken fakir düşen kimselere sadaka-i fıtır vacib olmaz. Bayram gecesi güneş doğmadan önce doğan çocuğun fitresini vermek vacibtir. Fitre bayram sabahından önce ve sonra her ne zaman verilse sahihtir ve eda olur; onun kazası yoktur. Fakat müstehap olan sabah namazı ile bayram namazı arasında veya birkaç gün önce vermektir. Fitreyi bayramdan sonra vermek caiz ise de, bir vacib geciktirilmiş olacağından iyi değildir.

Sadaka-i fıtır, zekat gibi malın değil, başın zekâtıdır. Bunun için asıl ihtiyaçlardan fazla olan malın büyüyücü olması, üzerinden bir yılın geçmesi ve ticaret malı olması şart değildir. Bayram sabahı nisaba malik olan kişiye bile sadaka-i fıtır vacibtir. Nisap, gümüşe göre ikiyüz dirhem (561.2) gr. değerindeki bir maldır. Nisap miktarı mal, sadaka-i fıtır vacib olduktan sonra telef olsa yine fitre vermek lazımdır. Bu miktar bir mala sahip olan bir kimse kendisi için, baliğ olmayan malsız çocukları için, hizmetinde bulunanlar için, sadaka-i fıtır vermesi vacibtir. Hanımı ve büyük çocuğunun fitrelerini vermesi üzerine vacib değildir. Fakat yanında bulunan büyük çocuğunun ve hanımının fitrelerini kendilerine sormadan verebilir. Malı olan küçük çocuğun fitresi kendi malından verilir.

Sadaka-i fıtır, buğday, arpa, kuru hurma, kuru üzümden verilir. Buğday veya buğday unundan yarım sa’, (520 dirhem 1459 gr.), ötekilerden ise bir sa’ (1040 dirhem 2918 gr.) verilir (bak: Sa’). Bu dört maddenin herhangi birine göre vermek caizdir. Bu miktar aynen verilebileceği gibi, kıymet olarak da verilebilir. Fakirin menfaatine uygun olanı vermek daha faziletlidir. Sadaka-i fıtrın rüknü, onu ehline vermektir. Zekat kimlere verilirse sadaka-i fıtırda onlara verilir. Fitre yalnız bir fakire verilmeli, onu bir kaç fakire vermek için parçalamamalıdır. Sadaka-i fıtır verirken niyet etmek gerekir. Ancak fakire Sadaka-i fıtr olduğunu söylemeye gerek yoktur. Sadaka-i fıtr öncelikle mükellefin bulunduğu yerdeki fakirlere verilmelidir. Başka yerlere göndermek mekruhtur. Gönderilecek olan kişiler akraba veya daha muhtaç kişilerse mekruh olmaz.

Ahmet ARPA

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, FETVALAR, FIKIH, GENEL, GÜNCEL, Gündem, RAMAZAN-I ŞERİF | » yorum bırak;

Teravih Namazı Nasıl Kılınır?

Yazan: goynemli Eylül 28, 2007

 

Teravih Namazı Nasıl Kılınır?
Teravihi en faziletli kılma şekli, 10 selâm ile ikişer rek`atlar halinde kılmaktır. Yaygın olan kılma şekli ise, 4 rek`atta bir selâm vermek suretiyle kılmaktır. 6 rek`atta bir selâm vererek de kılınabilir. Teravihi iki rek`atta bir oturmak suretiyle tek selâmla 20 rek`at birden kılmak da mümkündür. Ancak gece namazlarını 8 rek`attan çok olarak bir selâmla kılmak mekruh olduğundan teravihi de bu tarzda kılmamalıdır. Teravih kaç selâmla kılınırsa kılınsın, iki rek`atta bir mutlaka oturarak kılınmalıdır.Eğer iki rek`attan sonra oturmayıp 4 rek`atta bir oturulmuş ise, o 4 rek`atlar iki rek`at sayılır. Selâm verilmese bile, her iki rek`at sonunda mutlaka oturulmalıdır.

* Teravih kelimesinde rahatlama mânası vardır. Bu sebeble 4 rek`at başında selâmdan sonra biraz oturularak rahatlanmalıdır. Bu süre içinde istiyen kendi kendine bir şeyler okur. Yahut tefekkür eder. Yahut da tesbihte bulunur. Bunlarda, namaz kılan kimse muhayyerdir. Memleketimizde ise, ekseriya müezzinler, cemaatın da iştirâkiyle sesli olarak salâvat okur, cehrî zikir yaparlar.

* Teravih namazı dörder dörder kılınıyorsa ilk oturuşta Tehıyyat`dan sonra salâvatlar da okunur. Bu, sünnet-i müekkededir. Hattâ bâzı müctehidlere göre farzdır. Cemaat usansa bile, imam bunları terkedemez. Ayrıca 3. rek`atın başında da Fâtiha`dan önce yine Sübhâneke okunur.

* Teravihi hatim ile kılmak da sünnettir. Cemaate ağır gelmesi sebebiyle hatimle kılmak sünneti terkedilmez. Bir beldenin bir camiinde bu sünnet mutlaka yerine getirilmelidir.

* Yatsının farzını tek başına kılan kimse teravihi cemaatle kılabilir. Ancak yatsının farzı cemaatle kılınmadan teravihin cemaatle kılınması caiz olmaz.

* Cemaatin memnun olması için imamın kırâet ve rükünleri sür`atle yapması mekruhtur. Mes`ûliyet duygusu taşıyan bir imam, çabuk kıldırayım diye kırâeti anlaşılmaz hâle getirmekten, ta`dîl-i erkânı terkten, tesbih sayılarını üçten az yapmaktan kaçınır.

* Hatimle namaz kıldıran imam, hatmi Ramazan-ı şerîf`in 27. gecesi tamamlamalıdır. Hatimle kılınmıyorsa Fîl sûresinden aşağısını okumak, tek sûre ve karışık âyetler okumaktan daha faziletlidir. Böylece rek`at sayısı da daha kolay bilinir.

* Bir özür olmaksızın teravihi oturarak kılmak câiz ise de, fazilet ve sevabını azaltır. İmam kendisinde özür olsun olmasın teravihi oturarak kıldırabilir. Cemaat ise ayakta kılarlar. Ancak ayrılık olmasın diye cemaatın da oturarak kılmaları müstehab olur

Teravihi ve vitri başka başka imamlarla kılmak câizdir

* Uyku iyice bastırmış halde teravih kılmak mekruhtur.

* Vitir ile teravih arasında biraz oturmak da müstehabdır.

* Teravihi cemaatle kılan, vitri de cemaatle kılacağı gibi, yalnız başına da kılabilir.

* Teravih namazının her iki rek`atında teravih namazına niyet etmek gerekmez. Çünkü 20 rek`attan ibaret teravih namazı, bir tek namaz hükmündedir. Bunun için namaza başlarken yapılan niyet kâfidir.

Yazı kategorisi: BUNLARI BiLiYORMUYDUNUZ, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, FETVALAR, FIKIH, GENEL, GÜNCEL, Gündem, NAMAZ, RAMAZAN-I ŞERİF, TERAViH NAMAZI, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;

Hz. YÛNUS (a.s)

Yazan: goynemli Eylül 27, 2007

 

Hz. YÛNUS (a.s)

Adı Kur’ân’da geçen peygamberlerden biri.

Soyu, Bünyamin vasıtasıyla Ya’kûb (a.s)’a ve onun vasıtasıyla de İbrâhim (a.s)’a dayanmaktadır. Bazı alimlerin naklettiğine göre, İsa (a.s) annesinin adıyla İsa b. Meryem diye anıldığı gibi, Yûnus (a.s) da annesinin adıyla Yûnus b. Matta diye anılmaktadır. (İbn Sa’d, Tabakatü’l-Kübra, Beyrut 1957, I, 55). Buhârî’nin verdiği bilgiye göre ise, bu görüş yanlıştır. Aslında Matta, Yûnus (a.s)’ın annesinin değil, babasının adıdır. Yani Yûnus (a.s), Yûnûs b. Matta diye anılınca, babasının adıyla anılmış olur (ez-Zebîdî, Sahihi Buhârî Muhtasarı Tecridi Sarih Tercemesi ve Şerhî, trc: Kamil Miras, Ankara, 1971, IX, 152).

Yûnus (a.s)’ın Ya’kub (a.s)’ın torunlarından olduğu, Kur’ân’da şöyle haber veriliştir:

“Nûh’a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. Nitekim İbrâhim’e, İsmail’e, İshâk’a, Yakub’a, torunlarına, İsa’ya, Eyyûb’a, Yûnus’a, Harûn’a, Süleyman’a da vahyetmiş ve Davud’a da Zebûr’u vermiştik” (en-Nisâ, 4/163).

Bu âyette ifâde edildiği gibi İsâ (a.s), Eyyûb (a.s), Harun (a.s) ve Süleyman (a.s)’da Yunus (a.s) ile aynı soydan, Yakub (a.s)’ın torunlarındandırlar.

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: H.Z YUNUS, PEYGAMBERLER | » yorum bırak;

Hz. ZÜLKİFL (a.s)

Yazan: goynemli Eylül 27, 2007

 

Hz. ZÜLKİFL (a.s)

Kur’ân’da adı geçen peygamberlerden biri. 

Kur’ân’da iki yerde kendisinden bahsedilmektedir: “İsmâil, İdris ve Zülkifl, hepsi sabredenlerdendi. Onları rahmetimize soktuk. Şüphesiz onlar salih olanlardandı” (el-Enbiyâ, 21/85, 86). 

Âyette geçen “Zülkifl” adı değil lakabıdır ve “nasib ve kısmet sahibi” anlamına gelir. Fakat burada dünyevî zenginliği değil, onun üstün kişiliğini ve âhiretteki derecesini kastetmek için kullanılmıştır. Onun gerçek adı hakkında çok farklı rivayetler vardır. Yahudiler O’nun, İsrailoğullarının esâreti sırasında peygamber tayin edilen ve vazifesini Habur ırmağı yakınlarında bir bölgede yapan Hereksel olduğunu iddia etmişlerdir. Âlimlerin bir kısmı da onun Eyyub (a.s)’ın kendisinden sonra peygamber olan Bişr adındaki oğlu olduğunu söylemişlerdir. Fakat bu görüşlerin hiç biri kesinlik derecesine sahip değildir. 

Zülkifl (a.s)’ın peygamber olmadığı söyleyenler olmuşsa da, âlimlerin ekseriyetine göre peygamberdir ve makbul olan görüş de budur (el-Kurtubî, el-Cami’li Ahkâmi’l-Kur’ân, Kahire 1967, XI, 327 vd.; el-Alusî, Ruhu’l-Meânî, Beyrut t.y., XVII, 82; el-Mevdudî, Tefhimu’l-Kur’ân, İstanbul 1991, III, 327). 

Yüce Allah Eyyûb (a.s)’in kıssasını arzettikten sonra, peygamberlerinden bazılarını anmış ve onları övmüştür. İnsanları tevhide çağıran, Allah’ın sevgi ve övgülerini kazanan bu peygamberden biri de, Zülkifl (a.s)’dir. Bu konudaki âyetlerin meâli şöyledir:

“Kuvvetli ve basiretli kullarınız İbrahim’i, İshâk’ı ve Yâkub’u da an. Biz onları ahiret yurdunu düşünme özelliğiyle temizleyip, kendimize halis (kul) yaptık. Onlar bizim yanımızda seçkinlerden, hayırlılardandır. İsmâil’i, Elyesâ’ı, Zülkifl’i de an. Hepsi de iyilerdendir” (Sad, 38/45, 46, 47, 48). 

Taberî’de yer alan bir rivayete göre Zülkifl (a.s) Şam’da otururdu. Oradaki halkı Allah’a inanmaya, O’na ibadet etmeye ve dürüst bir şekilde yaşamaya çağırdı ve orada vefât etti (et-Taberî, Tarih, Mısır 1326, I, 167). 

Nureddin TURGAY

Yazı kategorisi: H.Z ZÜLKİFL, PEYGAMBERLER | » yorum bırak;

HZ. ELYESA’ (a.s.)

Yazan: goynemli Eylül 27, 2007

 

HZ. ELYESA’ (a.s.)

 

İsrailoğulları’na gönderilen peygamberlerden biri.

 

Elyesa’ (a.s.)’ın ismi Kur’an’da iki defa geçmekte (el-En’âm, 6/86 ve Sid, 38/48). Ahd-i Atık’te de Elîşa’ seklinde zikredilmektedir (Ahd-i-Atık, I. Kırallar, XIX, 16, 17, 19). İslâm kaynakları ondan Elyesa’ b. Uhtûb ismiyle bahsederler.

 

Elyesa’ (a.s.), küçüklüğünde kötürüm bir vaziyetteydi. O sırada İsrailoğullarının peygamberi olan Hz. İlyâs, bir gün yahudilerin azgınlığından kaçarak dul bir kadın olan Elyesa’ın annesinin evine sığınmış, kendisini koruyan bu kadının kötürüm oğluna yaptığı dua kabul olunarak Elyesa’ sıhhatine kavuşmuştu. Bunun üzerine Elyesa’, Hz. İlyâs’a iman edip ona tâbı oldu, hizmetinde bulundu, her gittiği yere onunla birlikte gitti.

 

Hz. İlyâs’tan sonra İsrailoğullarının ıslâhı ile meşgul olan, onlara va’z ve nasihatlerde bulunan Elyesa’ (a.s.) Cenâb-ı Hak tarafından peygamberlikle görevlendirildi. Hz. Elyesa’, hak dini tebliğ görevini var gücüyle yerine getirmeye çalışmasına rağmen İsrâiloğulları günden güne azıtıyorlardı.

 

Tevhîd düşüncesini yerleştirdikten sonra ruhunun alınmasını niyâz eden Elyesa’ (a.s.)’ın bu duası kabul olundu ve o, yerine halef olarak Zü’l-Kifl (a.s.)’ı bırakarak vefât etti.

 

Ahmet ÖNKAL

Yazı kategorisi: H.Z ELYESA, PEYGAMBERLER | » yorum bırak;

Hz. İLYAS (a.s)

Yazan: goynemli Eylül 27, 2007

 

Hz. İLYAS (a.s)

 

Kur’an-ı Kerîm’de ismi geçen peygamberlerden biri. Hz. Musa (a.s)’dan sonra gelen nesebi Hz. Harun (a.s)’a dayandığı rivayet edilen bir İsrailoğulları Peygamberi.

 

Hz. Musa’dan sonra İsrailoğullarının çeşitli boyları. Şam civarına yerleşmiştir. Şam bölgesindeki “Bek” şehrine yerleşen ve zamanla Allah’a isyan ederek haddi aşan bir Benu İsrail kabilesine Hz. İlyas (a.s)’ın gönderildiği rivayet edilmektedir. İlyas (a.s) Kur’an-ı Kerîm’de iki değişik sûrede anılmıştır. Bir yerde diğer Peygamberler ile birlikte ismi geçmiştir: “(İbrahim’e) Zekeriya, Yahya, İsa ve İlyas’ı da bağışladık. Hepsi salihlerdendi” (el-Enbiya, 21/85). Diğer sûrede ise İlyas (a.s)’ın kıssası özetle anlatılmıştır. Musa ve Harun (a.s)’dan bahsedilmiş, onların Allah’ın salih kulları olduğu anlatıldıktan sonra İlyas (a.s)’ın kıssasına geçilmiştir: “Muhakkak İlyas da peygamberlerdendi” (es-Sâffat, 37/123). Bu ayet-i kerime İlyas (a.s)’ın etrafında Yahudiler ve Hristiyanlar tarafından oluşturulmuş olan efsanevî kimliği aralamakta, onun Allah’ın diğer Peygamberleri gibi bir peygamber olduğunu anlatmaktadır. Buhârî, Kitâbu’l-Enbiyâ bölümünde İlyas (a.s) için bir bab açmış ve onun kıssasını anlatan es-Sâffât suresindeki ayetleri bu babda zikretmiştir. ibn Mes’ûd ve ibn Abbas’ın rivayetine göre Hz. ilyas ile idris (a.s) aynı şahıstır (Buhârî, Enbiyâ, 4). idris (a.s) da Nuh (a.s)’ın babasının dedesidir (Buhâri, Enbiyâ, 5).

 

İlyas (a.s) Peygamber olarak gönderildiği insanları dine davet etmiştir: “(Hz. İlyas) milletine: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Yaratanların en iyisi olan, sizin de Rabbınız önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah’ı bırakıp da Ba’l putuna mı taparsınız?” demişti (es-Sâffât, 37/124-126).

 

Ayet-i Kerime’de geçen “Ba’l” o kavmin tapındığı putun ismidir. Oturduğu şehirlerinin ismi “Bek” olan bu halkın, tapındıkları puttan dolayı şehirlerinin isminin “Ba’lebek” olduğu rivayet edilmektedir.

 

Rivayete göre Hz. İlyas İsrailoğullarına Hızkil (a.s)’dan sonra gönderilmiştir. İnsanları Allah’a imana çağıran Hz. İlyas, kavminin Ba’l putuna tapmamasını emretmiştir. O bölgenin kralı önce iman etmesine rağmen daha sonra irtidat ederek Hz. İlyas (a.s)’ı öldürmeye kalkmıştır. Hz. İlyas yedi sene kadar dağlarda bayırlarda dolaşmış, insanları Tevrat’ın emirlerine davet etmiş, iman etmemeleri üzerine, o beldeye üç yıl hiç yağmur düşmemiştir. Daha sonra Hz. İlyas’ın duasıyla yağmur yağmasına rağmen yine İlyas (a.s)’a iman etmemişlerdir. Kendisinden sonraki Benûisrail Peygamberlerinden Kur’an’da ismi zikredilen Elyas’a (a.s)’ı Hz. İlyas yetiştirmiştir. Rivayete göre kavminin imansızlığına kızan İlyas (a.s), Allahu Teâlâ’dan kendisini gökyüzüne kaldırması için dua etmiş, bunun üzerine belirlenen bir yerde yanında Elyas’a (a.s) da varken gökten gelen ateş gibi bir ata binip havalanmış, nübüvvet simgesi olarak da aşağıda kalan Elyas’a hırkasını atmış ve semâya refedilmiştir.

 

Ancak şurası unutulmamalıdır ki bu rivayetler İsrailoğullarının Tevrat kökenli rivayetleridir. İşin doğrusunu en iyi Allah bilir (İbn Kesîr, Tefsiru’l Kur’ani’l Azîm, VII, 31). Hz. İlyas (a.s)’ın, Hızır (a.s) ile yılda bir kez buluştuğuna inanılır, halk arasında bu buluşma Hızır İlyas (Hıdrellez*) şeklinde simgelenmiştir.

 

Şâmil İA

Yazı kategorisi: H.Z İLYAS, PEYGAMBERLER | » yorum bırak;

Süleyman a.s. Hayatı ve Peygamberliği

Yazan: goynemli Eylül 27, 2007

 

Süleyman a.s. Hayatı ve Peygamberliği

“Süleyman” İsmi, Soyu ve Şemâili: “Süleyman” isminin aslı, İbrânîce olan Salomon’dur. Bu kelime, akl-ı selîm ve nâzik mânâlarına gelen “Selîm” ile eş anlamlıdır. Hz. Süleyman, kendisi gibi kral peygamber olan Dâvud (a.s.)’un (en küçük) oğludur (38/Sâd, 30). Peygamberler, maddî miras bırakmadıkları (Buhârî, Meğâzi 14; Müslim, Cihad 51, 52; Ebû Dâvud, İmâre 19) için, babasına malda değil; saltanat ve peygamberlikte vâris olmuştur. Rivâyetlere göre Hz. Dâvud’un 19 evlâdından biri olduğu halde, diğer 18 kardeşinden ilim, hikmet, takvâ gibi özellikleri ile küçük yaşlarından beri sivrildiği için, babasının mânevî alanlardaki miraslarına sahip olmuştur (27/Neml, 16). Milattan önce 1032 ilâ 975 yılları arasında yaşadığı, 1014 yılında babası Hz. Dâvud’un vefatı üzerine İsrâiloğulları krallığını devraldığı tarihî bilgilerden anlaşılmaktadır. Anası, ibâdete düşkün sâliha bir kadındı ve oğlu Süleyman’a geceleri az uyumasını öğütlemişti. Rivâyetlere göre, Kudüs yakınlarında Gazze’de doğdu. Babası gibi önce sultan, sonra peygamber oldu. Mescid-i Aksâ’yı yedi yılda inşâ ettirdi. Kudüs’de vefat etti. Rivâyete göre Hz. Süleyman, beyaz tenli, iri gövdeli, nur yüzlü bir zat olup tüy ve kılları çoktu; beyaz elbise giyerdi. Çok sayıda hanımı olduğu rivâyetleri vardır.

Kitab-ı Mukaddes’e göre, hepsi de kral kızı olan 700 karısı ve 300 de câriyesi vardır (I. Krallar, 113). Hadis-i şerifte ise 90 hanımı olduğu belirtilir (Buhârî, Nikâh 119; Müslim, Eymân 22, 24). Rivâyet edilen bir hadis-i şerife göre, bir gün Hz. Süleyman, bir arzusunu dillendirerek şöyle der: “Vallahi, bu gece 70 (veya 90) hanımımı dolaşırım da, onların her biri Allah yolunda vuruşacak birer süvâri mücâhid dünyaya getirir” diye yeminle bahsetti. Kendisine “inşâallah de!” denildiği halde Süleyman (a.s.) “inşâallah” demeyi unuttu ve bütün hanımlarını dolaştı. Sonuçta hanımlarından sadece biri hâmile kaldı. O da “eksik doğumlu” yani sakat bir çocuk dünyaya getirdi. Hz. Peygamber: “Eğer Süleyman ‘inşâallah’ deseydi, o kadınlardan her biri, muhakkak süvâri olacak ve Allah yolunda savaşacak birer oğlan doğururdu” buyurdu (Buhârî, Nikâh 119; Keffâret 9; Müslim, Eymân, 22, 25; Tirmizî, Nüzûr 7; Nesâî, Eyman 43). Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.)’e de, rûh, Ashâb-ı Kehf ve Zülkarneyn’den bilgi sorulunca; “yarın gelin, haber vereyim!” buyurmuştu. Ancak “inşâallah” demeyi unutmuştu. Bu sebeple Ona da bir müddet vahiy gelmedi. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Allah’ın dilemesine bağlamadıkça (inşâallah demedikçe), hiçbir şey için ‘bunu yarın yapacağım’ deme! Bunu unuttuğun takdirde Allah’ı zikret ve ‘umarım Rabbim beni, doğruya bundan daha yakın olan bir yola iletir’ de.” (18/Kehf, 23-24)

Süleyman (a.s.), Kur’an’da isminden çokça bahsedilen bir peygamberdir. Büyük dünya nimetlerine mazhar olmuştur. Dillere destan, darb-ı mesellere konu olan muazzam bir saltanatın sahibidir. Kuş dilinden anlayan, rüzgârın kendisine âmâde olduğu, insanlar, cinler ve kuşlardan müteşekkil ordusu olan kral peygamberdi. Bakır madeni ilk kez kendisi için bir pınar gibi akıtılmıştı. Cinler, itirazsız hizmetini görür ve emrinden dışarı çıkmazlardı. Varlıklı ve mevki sahibi herkes gibi, peygamberlerin tümü için geçerli olduğu şekilde (6/En’âm, 112; 25/Furkan, 31) Süleyman (a.s.) için de birtakım düşmanlar çıkmış ve bunlar çeşitli fitnelerle Hz. Süleyman’ın mülkünde çeşitli ihtilâl denemelerine girişmişti.

Yazı kategorisi: H.Z SÜLEYMAN, PEYGAMBERLER | » yorum bırak;