GOYNEM KASABASI – BEYSEHiR

Bismillahirrahmanirrahim

  • RSS Sitemizin Guncel yazilari BURDA – TIKLAYIN

  • http://www.htmlkodd.tr.gg <<<<<<<<>>>>>>>> <<<<<<<<>>>>>>>&gt <<<<<<<>>>>>> <<<<<<<>>>>>>> <<<<<<<>>>>>>> <<<<<<<>>>>>>> <<<<<<<>>>>>>> <<<<<<<>>>>>>> <<<<<<<>>>>>>> <<<<<<<>>>>>>>
  • SiTEMiZi

    • 223,417 Kisi ziyaret etmistir.Tesekkur eder yine bekleriz.
  •  

    Kasım 2009
    M T W T F S S
    « Oct    
     1
    2345678
    9101112131415
    16171819202122
    23242526272829
    30  
  • c

  • En Fazla Tıklananlar

  • Kategori Bulutu

  • Popüler Yazılar

  • Sayfalar

  • Spam Blocked

Hz. İsa’nın Babasız Doğma Mûcizesi

Yazan: goynemli Ekim 21, 2009

Hz. İsa’nın Babasız Doğma Mûcizesi

Her müslüman, Kur’an’ın açık ifadesine inanarak Hz. İsa’nın babasız doğduğuna inanır. Kur’an, Hz. İsa’nın babasız doğumunu, annesiz ve babasız yaratılan Hz. Âdem’e benzetir: “Allah yanında İsa’nın durumu, Âdem’in durumu gibidir; Onu topraktan yarattı, sonra ona ‘ol’ dedi, hemen oluverir.” (3/Âl-i İmrân, 59)

Determinizm ve materyalizm 19. asır Avrupa’sında patlak verince tüm mânevî değerlere saldırdı; bu arada Hz. İsa’nın babasız doğuş mûcizesini de inkâr ederek alay konusu haline getirdi. Hatta, biyolojiye koydukları “kendi kendine üreme olmaz” ilkesinde sırf Hz. İsa’ya sataşma amacı gütmüşlerdir. Her konuda olduğu gibi, biyolojide de erken ve eksik bilgilere rağbet ederek böyle yanlış kural ve yargılara varmak ateistlerin âdetidir. Bilimdeki gelişmeler, eski yanlış teorileri çökertmekte, çok kere bilim, kendi putunu kendi devirmektedir. Dün, “babasız çocuk olmaz” diyen bilim adamları, bugün canlıları klonlayarak laboratuar şartlarında canlı kopyalamaya çalışmaktadırlar. Aslında çağımız biyolojisi, bir embriyonun oluşumunu ve gelişimini oldukça iyi ölçülerde tanıyabilmektedir. Bugünkü biyoloji verileri ile şöyle demek daha doğru olur: Asıl mûcize, babasız çocuk doğurmak değil; babalı çocuk doğurmaya mecbur olma olayıdır. Çünkü, ince hikmet nedeniyle annenin yumurta hücresi bir çocuğu tümüyle meydana getirme yeteneğine sahip iken, özellikle yetkisi Allah tarafından elinden alınmıştır. (6) Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: H.Z İSA, PEYGAMBERLER | » yorum bırak;

Bayram günleri ne yapmak gerekir ?

Yazan: goynemli Eylül 18, 2009

 

Bayram günleri ne yapmak gerekir ?

Sual:

Bayramda ne yapmak gerekir?
CEVAP
Bayramda erken kalkmak, gusletmek, misvak kullanmak, güzel koku sürünmek, yeni ve temiz elbise giymek, sevindiğini belli etmek sünnettir.
 

Dargın olanların, bayramı beklemeyip, hemen barışması gerekir. Allahü teâlâyı ve Peygamber efendimizi seven kimse, insanların kusurlarına bakmaz, hoşgörülü olur. İyi insan, yani mümin, herkesle iyi geçinir. Başkalarına sıkıntı vermediği gibi, onlardan gelecek eziyetlere de katlanır. Bir kusurundan dolayı kimseye darılmamak gerekir.

Bayramda küs durulmaz
Dargınlık olsa bile üç günden fazla sürmemelidir. Şayet bayrama kadar süren bir dargınlık olduysa, daha fazla gecikmeden barışmalıdır.
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Birbirinizle münasebeti kesmeyin! Birbirinize arka çevirmeyin! Birbirinize kin ve düşmanlık beslemeyin! Birbirinizi kıskanmayın! Ey Allah�ın kulları kardeş olun! Bir müslümanın diğer kardeşine darılarak üç günden çok uzaklaşması helal değildir.) [Buhari]

(Müslümana üç günden fazla dargın duran, Cehenneme gider.) [Nesai]

 

Bayram ziyaretleri

Sual: Bayram ziyaretlerinde neye dikkat edelim, önce kimleri ziyaret edelim?
CEVAP
Fasık olan, günah işlememize sebep olacak akrabayı ziyaret lazım değildir. Fakat salih olan akrabayı ziyaret gerekir. Salih arkadaşları ziyaret de çok sevaptır. Ziyaret, yalnız Allah rızası için olmalıdır.
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Bir kimse, köydeki arkadaşını ziyarete gider. Hak teâlâ, buna bir melek gönderir. Melek o adama der ki:
- Böyle nereye gidiyorsun?
- Bu köyde bir arkadaşım var. Onu ziyarete gidiyorum.
- Bunun sana bir iyiliği, bir yardımı dokundu da onun için mi gidiyorsun?
- Hayır, sırf Allah rızası için ziyaretine gidiyorum.
- Müjdeler olsun sana! Beni Allahü teâlâ gönderdi. Hiçbir karşılık beklemeden arkadaşını ziyarete gittiğin için Allahü teâlânın sevgisine mazhar oldun.
) [Hakim]

(Bir din kardeşini ziyaret edene bir melek, “Ne mutlu sana, Cennete girmiş oldun” der. Hak teâlâ da buyurur ki: (Benim için ziyaret eden kuluma, Cennette hoşlanacağı mükafatlar vereceğim”) [Bezzar]

 

(Mümin kardeşini ziyaret edip müsafeha eden, ellerini ayırmadan her ikisinden Hak teâlâ razı olur. Ağaçtan yaprak dökülür gibi, günahları dökülür.) [Ey Oğul İlm.]


(Ziyareti aralıklı yap ki muhabbeti artırasın!) [Bezzar]
 

Hikmet ehli diyor ki:
(Ziyareti terk etme, seni unuturlar. Pek sık da gitme senden bıkarlar.)

(Arşın etrafında nurdan kürsülerde, nur gibi parlayan insanlara Peygamberler ve Şehidler gıpta ederler. Bunlar, Allah için birbirini seven, Allah için buluşan, Allah için birbirini ziyaret edenlerdir.) [Nesai]

(Allahü teâlâ buyurur ki: Benim için birbirini ziyaret eden, benim için birbirini seven, benim için veren, benim için birbirine yardım eden, sevgime mazhar olur.) [Hakim]


(Allah için sevdiği arkadaşının ziyaretine gidene, ardından bir melek, “Ne güzel iş yapıyorsun, Cenneti hak ettin” der.) [Tirmizi]
 

Allah rızası için müslümanı ziyaret etmek çok sevaptır. Âlimi, fakiri ve salih akrabayı ziyaret daha çok sevaptır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Zengini ziyaret eden saim ve kaim sevabı, fakiri ziyaret eden ise, fi sebilillah cihad sevabı alır, her adımı Allah yolunda atılan adıma denk olur.) [Deylemi] 

[Saim; oruçlu, Kaim; gece ibadet eden. Fi sebilillah; Allah yolunda, Allah rızası için]

(Âlimi ziyaret eden, beni ziyaret etmiş gibi sevap alır.) [Taberani]

(Sıla-i rahm, kendisinden kesilen akrabasını arayıp ziyaret ve iyilik etmektir.) [Tirmizi]

 

 (Rızkının bol, ömrünün uzun olmasını isteyen, sıla-i rahm etsin!) [Buhari]


(Sıla-i rahm, malı çoğaltır, ailede sevgiyi artırır ve ömrü uzatır.) [Taberani]
 

Salih akrabayı hiç olmazsa, haftada veya ayda bir ziyaret etmeli, kırk günü geçirmemelidir! Uzak ülkede ise mektupla, telefonla gönlünü almalı, dargın ise barışmalıdır. Ev sahibi imam olur. Yahut onun tayin ettiği zat imam olur. Bir kimse, layık olsa da, teklif edilmeden ziyarete gittiği yerde imamlığa geçmemelidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Bir kavmi ziyarete giden, onlara imamlık yapmasın!) [Tirmizi] 

 

 

Davete gitmek

Sual: Her davete gidilir mi?

CEVAP
Yemekte günah işleniyorsa gidilmez. Fakirlerin davetine gitmeyip de zenginlerinkine gitmek kibirdendir. Kendinden aşağı olanları ziyaret etmek de tevazu alametidir.
 

Külfete girenin davetine gitmek gerekmez. Cimrinin davetine de gitmemelidir!
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Cömerdin yemeği şifa, cimrinin yemeği hastalıktır.) [Dare Kutni] 

Samimi olarak davet edilen yere gitmelidir! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Davete icabet etmeyen, Allah�a ve Resulüne asi olmuş olur.) [Buhari]

(Müslüman kardeşine ikram eden, Allahü teâlâya ikram etmiş olur.) [İsfehani]

 

 (İki kişi birden davet ederse, kapısı yakın olana icabet et! Çünkü kapısı yakın olanın hakkı daha önce gelir.) [Buhari]

 

 

El öpmek

Sual: Bayramda herkesin eli öpülür mü, yani kimlerin eli öpülür, kimlerin eli öpülmez?

CEVAP
Herkesin eli öpülmez. Ana-babanın, bir de âdet olduğu için yaşlı akrabaların elini öpmek caizdir. Arkadaşın elini öpmek haramdır. Kadın kocasının elini öpebilir, fakat, kendine namahrem yani yabancı erkeğin, erkek de yabancı kadının, zaruret olmadıkça, elini öpemez.
 

 

Öperken eli alna koymak

Sual: Eli öpülmesi caiz olan kişilerin, ellerini öperken, alna değdirmek caiz midir?
CEVAP
Değdirmek gerekmez, değdirilirse de, mahzuru olmaz.

 

Düğün yemeğine davet olunanın gitmesi sünnet, başka ziyafetlere gitmek müstehaptır. Bazı âlimler ise, (Düğün yemeğine gitmek vacip, diğer davetlere gitmek sünnettir) demişlerdir. Müslümanın müslüman üzerindeki beş haktan biri, davetine icabettir. Yani davetini kabul edip gitmektir. Hadis-i şerifte,

(Davete icabet ediniz) buyuruldu. (Müslim) 

(Hiç bir kul yoktur ki, din kardeşini Allah için ziyaret etsin de, bir melek, “Ne iyi ettin, Cennet sana helal olsun” demesin. Allahü teâlâ da buyurur ki: “Kulum beni ziyarete geldi. Bana da onu ağırlamak düşer.) [Ebu Ya�la]

(Din kardeşini ziyaret eden, dönene kadar, rahmet içindedir.) [Taberani]

(Cennette öyle güzel köşkler vardır ki, bunlar, birbirini Allah için ziyaret eden, Allah için sevip yardım edenler için hazırlanmıştır.) [Taberani]

(Bir mümini ziyaret için evinden çıkana, 70 bin melek, “Ey Rabbimiz; senin rızan için ziyarete giden şu kuluna rahmet et” diye dua eder.) [Ebu Nuaym]

(Bir müslüman, müslüman kardeşini ziyaret edince, 70 bin melek “Ey Rabbimiz, senin rızan için ziyaret eden bu kulundan razı ol” diye dua ederler.) [Taberani]

(Din kardeşini, sırf Allah rızası için ziyaret eden Cennettedir.) [Taberani]

(Din kardeşini ziyaret edene Cennette bir derece verilir.) [Ey Oğul İlm.]

(Ziyaretçinize ikram edin!) [Harâiti]

 

 

 

(Birbirine dargın iki kimseden, hangisi önce selam verirse, günahları affolur. Verilen selamı öteki almazsa, bu selamı melekler alır. Selam almayan kimseye de şeytan, sevinerek iltifatta bulunur.) [İbni Ebi Şeybe]

(Müminin kardeşine üç günden çok dargın durması caiz değildir. Üç gün sonra, ona selam verip hatırını sormalıdır. Onun selamını alırsa, birlikte sevaba ortak olurlar. Selamını almazsa günaha girer. Selam veren de küs durma mesuliyetinden kurtulmuş olur.) [Ebu Davud]

(İki kişi, birbirine dargın olarak ölürse, Cehennemi görmeden Cennete giremez. Cennete girseler de birbiriyle karşılaşamazlar.) [İbni Hibban]

(Din kardeşiyle bir yıl dargın duran, onu öldürmüş gibi günaha girer.)
[Beyheki]
(Ameller, pazartesi ve perşembe günleri Hak teâlâya arz olunur. Hak teâlâ da, kendisine şirk koşmayan herkesi affeder. Ancak bu mağfiretten birbirine kin tutan iki kişi istifade edemez. Hak teâlâ “O iki kişi barışıncaya kadar amellerini bana getirmeyin” buyurur.) [İ.Malik]

Bayram günü yüzük takmak, karşılaştığı müminlere güler yüzle selam vermek, fakirlere çok sadaka vermek, İslamiyet`e doğru olarak hizmet edenlere yardım etmek, dargınları barıştırmak, akrabayı, din kardeşlerini ziyaret etmek, onlara hediye götürmek sünnettir.

Bayram gecelerini ihya edenin büyük saadete kavuşacağı bildirilmiştir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Ramazan ve Kurban bayramı gecelerini ihya eden kimsenin kalbi, kalblerin öldüğü günde ölmez.) [Taberani] 

Yazı kategorisi: BAYRAM GÜNÜ NE YAPILIR | » yorum bırak;

Seyfettin Alkan – Veladet-i Muhammed – Peygamberimizin Dogumu

Yazan: Site - Yönetici Mart 22, 2009

Seyfettin Alkan – Veladet-i Muhammed – Peygamberimizin Dogumu

 

Bu vaaz’ı Mersınden bıze gönderen Süleyman kardeşimize ve emegi geçen ben fakire bir dua edin LÜTFEN.

Bu vaaz’ı dinlemenizi kesinlikle tavsiye ederim.Selam ve dua ile.

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GENEL, GÜNCEL, Gündem, H.z MUHAMMED ( S.A.V ), MUHAMMED, NASİHAT, PEYGAMBERLER, TÜRKİYE, ViDEO, YORUMLAR, YORUMSUZ, İSLAM | » yorum bırak;

CENNET

Yazan: Site - Yönetici Mart 6, 2008

CENNET 

    Cennette dört  deniz vardır .Biri sütten ,biri baldan ,biri sudan , biri de şerbettendir. Bunlardan dereler ,nehirler çıkıp,cennettekilerin makamları ve cennet ağaçları altından akarlar . Biri kafur , biri tesnim ve biri  selsebil adında üç pınar vardır . Rahman suresinin 50.ayet-i kerimesinde ( mealen ): “İki cennette iki pınar vardır ki akar giderler .” buyuruldu. BU pınarın suyu sayısız ikramlar ile akar..Ufak taşları yakuttan ve zebercedden , toprağı misk ve kafurdandır .Miskten dağlar ve nurlu sahralardan , ovalardan akarlar.

    Bu iki pınar fıskiye halindedir .Gayet hızlı fışkırırlar .

    Hz Abdullah bin Mes’ud ( r.a. ) buyurdu ki : ” Bu iki pınar misk ve kafur şerbetleridir .”

    Hz Enes ( r.a. ) buyurdu ki :” Cennettekilerin bulundukları evlere bu iki pınardan misk ve anber akar .”

    Cennette Kevser ırmağı vardır .Etrafı altundan ,su akan yeri inci ve yakuttandır . Toprağı misktir.Suyu baldan tatlı ,kardan beyazdır .

    Cennette oyulmuş inciden latif çadırlar vardır .Uzunluğu altmış mil ve eni otuz mil kadardır .

    Cennette en aşağı mertebede bulunanın on dünya büyüklüğünde  yeri olur .

    Cennette mü’minler birbirine şefaat ederler .Mesela bir kimsenin babası daha yüksek derecede olsa ,evladına şefaat eder, o da yüksek dereceye çıkarılır .Allahü Teala çocukların babalarına ,babaların çocuklarına şefaatini kabul eder. Peygamberler ve diğer salihler de şefaat ederler .Böylece daha yüksek dereceler kavuşurlar .

    Cennette gözlerin görmediği , kulakların işitmediği ve kimsenin hatırına gelmeyen nimetler ve rızıklar hazırlanmıştır .

    Allahü Teala cennette olanların hepsinden razıdır .Hiçbir zaman onlara gazap etmez . Cennette güneş yoktur .Cennet ,Arş-ı Ala’nın nuru ile aydınlanır ( Birgivi )

Yazı kategorisi: CENNET, CENNET & CEHENNEM | » yorum bırak;

Herkes ameline göre haşrolur

Yazan: goynemli Aralık 16, 2007

Herkes ameline göre haşrolur

Sual:

Kıyamette insanlar haşrolurken herkes iyi kötü karışık mı olacak, yoksa iyiler ayrı mı olacak?

CEVAP

Kur’an-ı kerimde mealen, (Hepiniz bölük bölük gelirsiniz) buyurulmaktadır. (Nebe 18)
Peygamber efendimize bu âyet-i kerimenin manası sorulmuş, O da uzun şekilde açıklamıştır. İnsanların yaptığı amellere göre çeşitli şekillerde haşrolunacağı bildirilmiştir. Hadis-i şerifin sonunda buyuruluyor ki:

(Maymun suretinde olanlar koğuculuk edenlerdir. Hınzır şeklinde olanlar haram yiyenlerdir. Başı üstü sürünenler, riba
yiyenlerdir. Körler, hüküm verirken haksızlık edenlerdir. Dilsiz ve sağır olanlar, amellerini beğenenlerdir. Dilleri göğüslerine sarkık olanlar, işleri sözlerine uymayan âlimlerdir. El ve ayakları kesik olanlar, komşularını incitenlerdir. Pis kokulu olarak gelenler, içki içen ve zina eden ve zekat vermeyenlerdir. Katrandan elbise giyenler, insanlara karşı büyüklenip kibirlenenlerdir. Allahü teâlâ hepsinden korusun!) [Tibyan]

Daha başka şekillerde de hesap yerine gidileceği bildirilmiştir. Burada bildirilenler, günah işleyip de tevbe etmeden ölenler içindir. Tevbe edenler veya sevabı günahından daha fazla olan kimseler o şekilde haşredilmezler.

Akıllı kimse, hiçbir günahı küçük görmemeli, hepsinden kaçmalıdır.

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GENEL, GÜNCEL, Gündem, KIYAMET, MAHŞER, SORU ve CEVAPLAR, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;

Mehdî

Yazan: goynemli Aralık 16, 2007

Mehdî

Bu kavram ‘hedy-hidayet’ kökünden türemiş bir kelimedir. ‘Hedy’; doğru yolu bulmak, yol göstermek, hidâyeti göstermek demektir. ‘Mehdi’nin sözlük anlamı, hidayete eren, doğru yolu bulan, Allah’ın hak olan yola yönelttiği kimse demektir.

Bu kelime sözlük anlamına uygun olarak şairler tarafından Peygamberimizi övmek için kullanılmıştır. Ayrıca dört halifeye de ‘mehdi’ dendiği olmuştur. (Hutbelerde okunan dualarda dört halife hakkında ‘mürşidûn-mehdiyyûn- irşad ediciler, hidayette olanlar’ şeklinde övgü cümleleri geçmektedir.) Hz. Hüseyin ve bazı halifeler hakkında övgü sözü olarak ‘mehdi’ sıfatı kullanılmıştır. İslâm tarihinde ‘Mehdi’; kendisinden önce zulüm ve haksızlıkların alıp yürüdüğü yeryüzünü, adaletle dolduracağı, İslâm’ı hâkim kılacağı sanılan kişidir.

Mehdi’nin günün birinde geleceğiyle ilgili hadis kitaplarında âhad (tek râvi kanalıyla gelen) hadisler bulunmaktadır ama bunların içerisinde birbiriyle çelişen haberler vardır. Buharî ve Müslim’in kitaplarında ise mehdi kelimesi geçen bir hadis yoktur. Kur’an’da mehdi’yi gösteren en ufak bir işarete de rastlamak mümkün değildir. Bazı hadis rivâyetlerine göre mehdi, Ehl-i Beyt’tendir ve Fâtıma (r. anhâ) soyundandır (Ebû Dâvud, Mehdi, hadis no: 4282-4284, 4/106; İbn Mâce, Fiten 34, hadis no: 4082-4088, 2/1366). Dünya hayatının sona ermesine bir gün bile kalsa mehdinin gönderileceği haber veriliyor (Ebû Dâvud, Mehdi, hadis no: 4282-4283, 4/106; Ahmed bin Hanbel; nak. Ş. Isl. Ans. 4/107).

İlk dönem itikat kitaplarında mehdi konusu yer almamıştır. Ancak daha sonra yazılan Akaid kitaplarında mehdiden bahsedilmektedir. Mehdiden bahseden hadisler mütevâtir olmadığı için, bu konu iman konuları içerisinde yer almaması gerekir. Ancak, İslâm tarihinde mehdi iddiasıyla bir çok insan çıktı, insanlar bazılarına mehdi diye uydular ve bir çoğu da bir mehdi beklentisi içerisinde oldular.

Mehdi meselesi İslâm tarihinin başlangıcında ortaya çıkan siyasî tartışmalar ve siyasî mezhepleşmelerden sonra daha çok gündeme gelmiştir. Özellikle Şîîlerde mehdi inancı dinin esasından sayılmıştır. Onlara göre beklenen bir mehdi (mehdi-i muntazar) gelecek, kendilerini zulüm ve baskıdan kurtaracak, yeryüzünü adâletle dolduracaktır. Bu bakımdan onlar, kendilerine öncülük eden Ehl-i Beyt imamlarına mehdi gözüyle bakmışlar ve onlara itaat etmişlerdir. Onlara göre mehdi, Fâtıma (r. anhâ) soyundandır, günahsızdır ve olağanüstü özellikleri vardır. Şiilerin çeşitli kollarına göre ayrı mehdiler vardır. Onların en büyük kolu olan İmâmiyye’ye göre ise beklenen mehdi, on ikinci imam, Ebu’l Kasım Muhammed b. Hasan el-Mehdi’dir. O, küçük yaşta kaybolmuştur (gâibtir), yeniden gelecek ve zulümleri önleyecektir. Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: H.Z İSA, PEYGAMBERLER | » yorum bırak;

Osmanlı kışlası otopark oldu

Yazan: goynemli Aralık 15, 2007

Osmanlı kışlası otopark oldu

Suudi Arabistan yönetimi, Ecyad Kalesi, cumbalı Türk evleri, garlar, köprüler, cami minarelerinin ardından 2. Abdülhamit’in kendi parasıyla yaptırdığı binayı da yıktı!

Suudi Arabistan yönetimi, Osmanlı dönemine ait ne varsa yok ediyor. 2. Abdülhamit’in kendi parasıyla 1893′te fakir hacılar için misafirhane olarak yaptırdığı, daha sonra askeri kışlaya çevrilen tarihi bina yerle bir edildi. Yönetim, 1770′te inşa edilen Ecyad Kalesi, cumbalı Türk evleri, garlar, köprüler, cami minarelerinin ardından yıktığı Osmanlı kışlasını otopark yaptı.
2. Abdülhamit, Hicaz’da sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi çalışmaları çerçevesinde, Eylül 1893′te Mekke’de fakir hacılara mahsus 6 bin kişilik bir misafirhane, bir hastane ve bir eczanenin inşaatıyla, bunlar için harcanması gereken tahmini 30 bin lirayı kendi şahsi hesabından karşıladı.

Misafirhanenin inşaatıyla önce Teftiş-i Askeri Komisyon azası Asaf Paşa görevlendirildi. Daha sonra inşaat onun yerine tayin edilen Miralay Münir Bey tarafından tamamlandı. Kâbe’ye yaklaşık yarım saat mesafedeki Cervel mevkiinde bulunan misafirhanenin inşaatına Ocak 1894′te başlandı. İstanbul ve Avrupa’dan getirtilen malzemelerle 1896′da birinci kat bitirildi. Haziran 1897′de ise bina tamamlandı. Altı bin kişilik misafirhanenin inşaatı 50 bin liradan fazla bir sarfiyatı gerektirdi, yıllık giderinin de 15 bin lira civarında olacağı hesaplandı. 2. Meşrutiyet’in ilanına kadar hizmet veren misafirhane bu dönemde kışlaya çevrildi.

HERKES KORKUYOR!
Ancak yıllarca ayakta kalmayı başaran binanın, geçtiğimiz yıllarda Suudi Arabistan yönetimi tarafından yerle bir edildiği ortaya çıktı. Kışlayı bulmak için bir tercümanla Cervel’e doğru yola koyulduk. Durdurduğumuz ilk taksinin şoförüne, “Cervel mevkiindeki Osmanlı kışlasına gitmek istediğimizi” söyledik. Ancak taksi şoförü bilmediğini söyleyip, korku dolu bakışlarla bizi dinlemeden uzaklaştı. Daha sonra durdurduğumuz ikinci taksinin şoförüne de isteğimizi yineledik. Onun da tepkisi, “Eskiyi bırakın, yenilere bakın” oldu.
Şoförlerin tepkisi üzerine üçüncü taksi şoförüne sadece Cervel mevkiine gitmek istediğimizi söyleyerek yola çıktık. Cervel’e vardığımızda oradaki taksi şoförlerinden Osmanlı kışlasının yerini sorduk. Kimi bilmediğini söyleyip yanımızdan uzaklaşırken bir kısmı ise oranın otopark olduğunu belirtip oraya gitmenin yasak olduğunu ifade etti.

Sonunda bir taksi şoföründen yeri tarif etmesini isteyerek otopark yapılan tarihi kışlayı bulduk. Ancak önünde bekleyen asker çekim yapmamıza engel oldu. Biz de çareyi havanın kararmasında bulduk. Hava kararınca da gizlice otoparka girip fotoğraflamayı başardık.

MİLLİYET

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, GENEL, GÜNCEL, Gündem, HABERLER, OSMANLI TARiHi, SON DAKiKA HABERLERi, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;

Ölülerin diriltilmesi

Yazan: goynemli Aralık 15, 2007

Ölülerin diriltilmesi

Sual: Bir ateist, (Kemikleri çürüyüp toprak olmuş bir ceset tekrar dirilmez. Dirilecek demek eskilerin masallarıdır) diyor. Buna nasıl bir cevap verebiliriz? Bu konuda âyet yok mudur?

CEVAP

Müslümanlar nasıl ki müslüman atalarının yolunda ise, ateistlerin de dinsiz atalarının yolunda olduğu yukarıdaki sorudan anlaşılmaktadır. Bakın onların bir atası da aynı şeyi savunmuş:
Bir kâfir, eline bir insan kemiği alır, Resulullah efendimizin yanına gelir, kemiği ufalayıp üfledikten sonra, meydan okurcasına
(Ölülerin, dirileceğini söylüyorsun. Bu çürümüş kemik, nasıl dirilir?) diye sorar. Resulullah efendimiz, (Elbette, kâinatı yoktan yaratan Allahü teâlâ, onu canlandırır, seni de öldürüp, diriltir ve Cehenneme sokar) buyurur. (Beydavi, Hakim)

Sonra şu mealdeki âyetler iner:
(İnsan bilmez mi ki, biz onu bir damla nutfeden yarattık. O [inkârcı], apaçık düşman kesilip kendi yaratılışını düşünmeden bize örnek getirmeye kalkışarak “şu çürümüş kemikleri kim diriltir” der. De ki: Onları ilk defa yaratan diriltecektir.) [Yasin 77-79]

Bu konuda çok âyet var, ateist âyete inanmaz; ama biz yine de bazılarını bildirelim:
(İnkârcılar, “Biz ve atalarımız, toprak olduktan sonra dirilecek miyiz? And olsun ki, bu tehdit, bize olduğu gibi, daha önce atalarımıza da yapılmıştı. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir” dediler.) [Neml 67, 68]

(İlk yaratışta âcizlik mi gösterdik? [diriltmekten niçin âciz kalalım] Onlar dirilteceğimizden niye şüphe ederler ki?) [Kaf 15]

(Gökleri ve yeri yaratan Allah
`ın, onların benzerlerini de [kendilerinin aynı olan insanları da] tekrar yaratmaya kadir olduğunu düşünemiyorlar mı? Allah onlar için elbette belli bir ecel tayin etmiştir. Buna rağmen zalimler, inkârlarında direnirler.) [İsra 99]

(Bizi kim diriltir derler. De ki, sizi ilk defa yaratan diriltir.
[Alaylı bir tarzda] başlarını sallayıp “Ne zaman” derler. De ki, yakındır.) [İsra 51]

(Ey insanlar, eğer öldükten sonra dirilmekten şüpheniz varsa,
[bilin ki] biz, sizi [Âdem'den, Âdem'i de] topraktan, sonra nutfeden [spermadan] sonra alekadan [embriyodan] sonra yapısı belli belirsiz bir et parçasından yarattık. Dilediğimizi belli bir süreye kadar rahimlerde tutarız. Sonra bir bebek olarak çıkartırız, sonra sizi, olgunluk çağına erişmeniz için bırakırız. Kiminiz öldürülür, kiminiz de önceki bilgisinden sonra, ömrünün en verimsiz çağına ulaştırılır ki bilirken bilmez hale gelir. Yeryüzünü de kupkuru, ölü bir halde görürsün; ama biz onun üzerine yağmur indirince, harekete geçer, kabarır ve her çeşit, çift çift bitki bitirir. Bütün bunlar gösteriyor ki, Allah elbette haktır, ölüleri o diriltir ve o her şeye kadirdir. Kıyamet de şüphesiz gelecek ve muhakkak Allah kabirlerdekileri de diriltecektir.) [Hac 5-7]

(O gün yer yarılıp, halk kabirlerinden süratle çıkar. Bunları diriltip toplamak bizim için kolaydır.) [Kaf 44]

(Göğün ve yerin Onun emri ile durması da Onun
[Allah`ın varlığının] delillerindendir. Sonra sizi çağırdı mı hemen topraktan (kabirlerinizden) çıkıverirsiniz.) [Rum 25]

(Kâfirler, öldükten sonra dirilmeyeceklerini sandılar. De ki, Rabbime yemin ederim ki, elbette diriltileceksiniz ve işledikleriniz size bildirilecektir. Bu Allah için kolaydır.)
[Tegabün 7]

(Ölüleri ancak biz diriltiriz.)
[Yasin 12]

(İnsan, kendisinin kemiklerini bir araya toplayamayız mı sanıyor? Evet, biz onu, parmak uçlarına varıncaya kadar bütün incelikleriyle, yeniden yaratmaya kadiriz.)
[Kıyamet 3,4] (Bilindiği gibi herkesin parmak izi farklıdır. Bu daha yakın zamanda keşfedildi. Allahü teâlâ, hepinizde farklı olan parmak uçlarınızdaki çizgilere kadar aynen yaratmaya gücümüz yeter buyuruyor.)

Yazı kategorisi: GENEL, GÜNCEL, SORU ve CEVAPLAR, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ, ÖLÜM - ECEL | » yorum bırak;

2007 KURBAN BAYRAMI NAMAZ VAKiTLERi (Turkiye ve Dunyanin her yerinden)

Yazan: goynemli Aralık 15, 2007

2007 KURBAN BAYRAMI NAMAZ VAKiTLERi

(Turkiye ve Dunyanin her yerinden Bayram namaz vakitleri)

Asagidaki Linke TIKLAYIN

http://diyanet7.diyanet.gov.tr/turkish/vakithes_baynamaz.asp

Yazı kategorisi: BAYRAM GÜNÜ NE YAPILIR, BAYRAM NAMAZ VAKİTLERİ, DUYURULAR, DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, GENEL, GÜNCEL, Gündem, KURBAN, NAMAZ, TÜRKİYE, YORUMLAR, YORUMSUZ | » yorum bırak;

HELAL VE HARAM.. (çok güzel bir hikaye)

Yazan: goynemli Aralık 14, 2007

 

 HELAL VE HARAM.. (çok güzel bir hikaye)

Gencin birisi Kabe’de hep,

- “Ey doğruların yardımcısı olan Allah’ım, Ey haramdan sakınanların yardımcısı olan Allah’ım, sana hamdü sena ederim,” diye dua eder.

Bu durum herkesin dikkatini çeker. Birisi:

- “Neden hep aynı duayı yapıyorsun, başka birşey bilmiyor musun?,” der.

O da anlatır:

Yedi sekiz sene önce yine Kabe’de iken içi altın dolu bir torba buldum. Tam bin altın vardı. içimden bir ses:

- “Bu altınlarla, şunları şunları yaparsın” diyordu. Hayır dedim kendi kendime. Bu benim değil. Başkasının malı, kullanmam haram olur dedim. Bu sırada birisi

- “şöyle bir torba bulan var mı?” diye bağırıyordu. çağırdım onu.

- “Nasıl bir torbaydı? içinde ne vardı?” diye sordum. Torbayı tarif etti ve “içinde bin altın vardı” dedi.

- “Torban burada.” diyerek verdim. Adam torbayı açıp bana otuz altın verdi. Pazara gittim. Temiz yüzlü genç bir esiri överek satıyorlardı. Gencin temizliği dikkatimi çekti. Yanlarına gittim,

- “Bu köle için ne istiyorsunuz?” dedim. “Otuz altın dediler”. Adamdan aldığım otuz altını verip genci satın aldım. Bir iki yıl geçti. Genç çok çalışkan, çok edepli idi. Onu aldığıma çok memnun olmuştum. Bir gün onunla giderken karşıdan iki üç kişi geliyordu. Genç bana dedi ki,

- “Efendim, ben Fas emirinin oğluyum. Bu gelenler babamın adamları. Beni buldular. Senden beni satın almak isterler. Sen iyi bir insansın. Onlara otuz bin altından aşağıya satma.” dedi. O kişiler yanıma geldi.

- “Bu esiri bize satar mısın?” dediler. “Satarım.” dedim. “Altmış altın verelim.” dediler. Ben de “Olmaz.” dedim.

- “Sen bunu pazardan otuz altına almadın mı? Biz sana iki mislini veriyoruz” dediler.

- “öyleyse gidin pazardan alın.” dedim. Arttıra arttıra yirmibin altına kadar çıktılar. Otuzbin altından aşağı olmaz dedim. çaresiz kabul ettiler. Ben o otuzbin altın ile işyerleri açtım. Ticaret yaptım. Daha çok zengin oldum. Bir gün bana arkadaşlarım,

- “çok zengin bir ailenin iyi bir kızı var. Babası yeni vefat etti. Onunla seni evlendirelim.” dediler.

- Ben de “Olur.” dedim. Nikah kıyıldı. Deve yükleri çeyizini getirdiler. çeyiz arasında bir torba dikkatimi çekti. Kıza, “Bu nedir?” dedim.

- “içinde 970 altın var. Babam Kabe’de bunu kaybetmiş. Bulan gence otuzunu vermiş. Kalanını da bana hediye etti. çeyizine koyarsın dedi” diye anlattı. Demek ki bulduğum altınlar benim rızkım imiş. Vermese idim haram yoldan gelecekti. şimdi helal yoldan yine bana geldi. Bana yardım edip haramlardan koruyan, nice nimetler ihsan eden yüce Rabbim’e hamd ederim.

Yazı kategorisi: DiGER KONULAR, DiNi KONULAR, DİNİ HİKAYELER, GENEL, GÜNCEL, Gündem, HARAM & HELAL, HARAM ve HELAL, YORUMLAR, YORUMSUZ | 1 Yorum »